Giriş

Sitede bulunan yazılara yorum yazmak, ekleme yapmak istiyorsanız,
yazıların başlığına tıklayın, açılan sayfada en altta bulunan yorum kutusuna yazın.

Sütlü İrmik Helvası Çarşamba 20
Ağustos
Bugün akşam yaptım. Harika oldu. Tavsiye ediyorum. Üstüne hindistan cevizi de iyi oluyor.
 
Tarif bana ait değil, aşağıdaki siteden aldım;
Malzemeler
Hazırlanışı
  • Yağı eritip irmiği rengi dönene dek kısık ateşte kadar kavurun.
  • Suyu ve sütü kaynatın.
  • Kaynar su ve sütü kavrulup esmerleşen irmiğe ekleyin.
  • Tencerenin kapağını kapatıp suyunu çekmesini bekleyin.
  • Suyunu çekince şekeri ilave edip karıştırın.
  • 10 dakika demlenmeye bırakın.
  • Bu arada fıstıkları kavurup helvaya ilave edin.
Notlar
  • Süt yerine tamamını suyla da yapabilirsiniz.
  • Fıstıkları irmikle beraber de kavurabilirsiniz. Bu şekilde yaparsanız irmiğin kavrulduğunu anlamak da kolaylaşır. Ne zaman fıstıklar renk değiştirirse irmik de kavrulmuş demektir.
 
Ayşe C. YAYLA
20.08.2008
Yazılarım
0 yorum

 

Öğrenciden Cevaplar 5 Çarşamba 4
Haziran
Müfettiş öğrenciye sorar:
Yenilenebilir enerji kaynakları nelerdir?
Öğrenci biraz ürkek, biraz çekingen cevap verir:
Buğday, ekmek, un...
 
Ayşe C. YAYLA
04.06.2008
Hayata dair
1 yorum

 

Öğrenciden Cevaplar 4 Pazartesi 5
Mayıs
Fen ve teknoloji dersinde öğretmen öğrenciye sorar:
Isı birimleri nelerdir?
Öğrenci cevap verir:
Odun, kömür, soba, doğalgaz...
 
Ayşe C. YAYLA
05.05.2008
Hayata dair
2 yorum

 

Liseli Kız Perşembe 24
Nisan
Bugün hava kapalıydı, duygularıysa karma karışık...Divana uzanmış üzerinden yol yorgunluğunu atmaya çalışıyordu. Gözlerini kapadı. Lise üniforması içinde kendini görüyordu. Çocukluğundan beri en büyük hayaliydi Suna'nın. Köyünün duvarlarını yıkmak ve o dört dağ arası dediği yerden çıkmak, ancak bu hayalin gerçekleşmesiyle mümkündü. Ama bu hiçte kolay değildi. Köyün orta okul okumasına izin verilmiş üç şanslı kızından biriydi. Kimse kızını orta okula göndermezken babası onu kaydettirmişti, okutacağım seni demişti. Belki babasıda diğerleri gibi yapsaydı Suna okumanın tadına hiç varamayacaktı. Çünkü daha çocuktu neyi istediğini, neyi istemediğini, okumanın ne demek olduğunu bilmiyordu o zamanlar. Babası okul bitti deseydi, o hiç itiraz etmezdi. Ama orta okulda herşey değişti. Okulu, okumayı tanıdı, o köyün dışında güzel bir hayatın var olduğunu, köyde yaşamanın, hele kadın olmanın ne kadar zor olduğunu anladı. Kararını vermişti okuyacaktı.
Şehre indiğinde liseli kızları hayranlıkla izlerdi, onların yerinde olmayı o kadar çok isterdi ki... Birgün oda liseli kız olacak o üniformayı giyecekti, sonra üniversiteyi kazanıp öğretmen olacaktı. Hayali bile o kadar heyecanlandırıyordu ki onu, kimbilir gerçeği nasıl olur diyordu. Sabırsızlıkla okulun bitmesini bekliyordu...
Ve orta okul bitti, Suna'nın içi içine sığmıyordu. Hayaline çok yaklaşmıştı. Sağlık Meslek Lisesi sınavını kazanmış olmasına rağmen gitmek istemedi. Babası itiraz etmemişti, nasıl istersen deyip geçmişti. Suna şaşırmıştı babasının tepkisizliğine ama çokta üzerinde durmadı.
Okulların açılmasına bir ay kalmıştı ama babası hiç okuldan bahsetmiyordu. Suna sorunca da geçiştiriyordu. Bir gün babası annesine " Köyde okul yok onu kimseye emanet edemem, okutamam." diyordu. Annesiyse "Tekrar düşünsen, kız çok istiyor duyunca çok üzülecek. " diyordu.  Suna olduğu yerde donup kaldı. Babası onu okula göndermek istemiyordu. Nasıl yapardı babası böyle birşey, benim kızım okuyacak diye onu orta okula kaydettiren oydu. Şimdi ne değişmişti. Hıçkırıkları duyan anne ve babası yanına gelmişti. Yalvaran gözlerle bakıyordu babasına. Çok şey söylemek istiyordu ama boğazında düğümlenen hıçkırıklar konuşmasına izin vermiyordu. " Neden? " diyebildi sadece, binlerce cümleye bedel bir haykırışla. Neden?... Babası sımsıkı sarıldı ona. "Sen benim kızımsın iki gözümsün kimseye emenet edemem seni. Vazgeç bu sevdadan kızım; burası küçük yer, laf söz eden çok olur, bu yaştan sonra el lafı işittirme bana. Bak şimdiye kadar okuyan olmadı da neleri eksik" dedi. "Ama baba ben..." Arkasını getiremedi Suna...
Günlerce ağladı, yastığına akıttı göz yaşlarını. Babası görüyor görmezden geliyor, annesiyse birşeyler yapmak için çırpınıyor ama kızını teselli edecek hiçbirşey yapamıyordu. Kadındı elinden ne gelirdi ki kocası ne söylerse onu yapmak düşerdi ancak ona. Kızı günlerdir yemek yemiyor, konuşmuyor, gülmüyor, odasına kapanıp ağlıyordu sadece. Eşiyse sanki hiçbirşey görmüyor duymuyordu. Kızının gözünden akan tek damla yaşa kıyamayan insan günlerdir ağladığını görmezden geliyordu. Kızının okumaması kararını da eşi tek başına vermişti, herzaman ki gibi hiçbirşey sormamıştı ve sorgulanmadan uygulanmasını istiyordu. İtiraz edene bağırıp çağırıyor, sonra evden çıkıp gidiyordu.
Herkes Suna'ya kızıyordu. "Okul okul dedin ailenin huzurunu bozdun. Günlerdir annen, abin tatlı ekmek yemiyor evinde. Yeter artık şımarıklıkta bir yere kadar, kız dediğin okurmuymuş. Biraz okuyan sen gibi anaya ataya karşı çıkarsa ötesinden Allah korusun. Nolacakmış okuyunca, okuyan ne olmuş. Kır dizini otur evinde. Kız kısmını dizinin dibinden ayırmaya gelmez. Yapacak iş mi bulamadın, otur çeyiz düz. Yarın bir gün hayırlıda bir kısmetin çıkar evlenir gidersin." diyorlardı. Sunanın yaraları binkat daha sızlıyordu.Suna evlenmek değil okumak istiyordu. O köyün dar kalıplarını yıkmak yepyeni bir hayatı tanımak istiyordu. Babasını ikna etmeli, okumalıydı ama nasıl? Düşünürken amcası geldi aklına. Babası onu çok severdi, sadece onun sözünü dinlerdi. Umut ışıkları filizlendi yüreğinde. Hiç vakit kaybetmeden aradı amcasını. "Ben okumak istiyorum ama babam okula göndermeyecekmiş" dedi ve ağlamaya başladı. Amcası "annem" derdi ona ve hiç kıyamazdı. "Üzülme sen ben akşam arar konuşurum, herşey istediğin gibi olacak güven bana." dedi. Farklı bir diyardan farklı bir iklimden esen ılık rüzgar umut tohumları ekti yüreğine. Yeniden hayal kurmaya, şarkılar söylemeye başladı. Onun bu neşesini herşeyi kabullenişi olarak algıladı ailesi. Ama gerçeğin hiçte öyle olmadığını akşamki telefonla anladılar.
Uzun bir telefon konuşmasından sonra, babası kardeşine hayır diyememiş Suna'yı yanına göndereceğine söz vermişti. Ama hemen arkasından eklemişti biraz gezsin hava alsın sonra gönder, okula falan kaydettireyim deme diye sıkıca tenbih etmişti. Telefonu kapattıktan sonra "Hazırlan yarın amcanın yanına gidiyorsun." dedi, sessiz ve düşünceli bir şekilde çıkıp gitti evden. Annesinin yüreğine bir kor düştü, kızı kendisinden çok uzağa başka bir şehre gidecekti. Kızının okumayı çok istediğini biliyordu ama keşke yenında yakınında okuyabilseydi.
Suna'nınsa içi içine sığmıyordu. Tam bitti dediği bir anda, okulların açılmasına dört gün kala, herşey yeniden başlamıştı. Hızlıca hazırladı eşyalarını ve erkenden yattı ama uyumak ne mümkün. Çatlamış kurumuş bir toprağın suya kavuşması gibi birşeydi Suna'nın yaşadığı. Sert soğuk kıştan sonra bahara kavuşan ağaçların çiçek açtığı gibi Suna'nında yüreğine ektiği ümitleri çiçek açmıştı. Suna hayal dünyasında ordan oraya savrulurken kapı açıldı. Gözlerini kapadı uyuyormuş gibi yaptı. Annesiydi gelen, ağlıyordu. Hem kızının saçlarını okşuyor, hemde yalvarıyordu "Gitme kızım kıyamam sana dayanamam hasretine" deyip ağlıyordu. Suna içinde kolay değildi, ilk defa ayrılacaktı annesinden, ilk defa bu kadar uzağa gidecekti. Annesini üzmek istemiyordu ama ya hayalleri onlardanda vazgeçemezdi.
Sabah yola çıkmadan önce annesine sıkıca sarıldı yine ağlıyordu annesi. Suna'nın içinde fırtınalar kopuyordu. Annesini böyle bırakıp gitmek canını yakıyordu. Merdivenlerden inerken son bir kez dönüp annesine bakmak istedi. Ama bakamadı... Eğer dönüp baksaydı herşeyi unutup koşup annesinin boynuna sarılacağuını biliyordu. Ama hayalleri için sabretmeliydi. Bakmamalı ve gitmeliydi, her adımı onu liseli kız hayaline biraz daha yaklaştırıyordu... Gitmeliydi, canı yansada gitmeliydi...
İçinde ailesinden ayrılmanın burukluğu ve yüreğinde binbir umutla yeni bir şehre yeni bir hayata yol alıyordu Suna. Duygularının tarifi yoktu hüzünle neşe, umutla umutsuzluk içiçeydi. Yol uzadıkça uzuyordu...
Amcası onu garajda karşıladı. Önce eve gidip yemek yediler, sonrada Suna'nın en büyük hayalini gerçekleştirmeye, onu liseye kaydettirmeye gittiler. Yepyeni bir hayat bekliyordu Sunayı. Bilinmezlerle dolu ama güzel olacağını hayal ettiği bir hayat...
Eve geldiğinde çok yorulmuş olduğunu farketti. Camı araladı hava kapalıydı. Divana uzandı, gözlerini kapadı...
(Ekim 1997)
 
Ayşe C. YAYLA
24.04.2008
Hikayelerim
8 yorum

 

Yiğit Bey Pazar 30
Mart
Ayşe ve İsmail KAYACI'nın dünyalar tatlısı bebekleri... 
Meraklı gözlerle hayatı tanımaya çalışıyor...
Umarım herşey şu anda gördüğün kadar güzel olur hayatında...
 
Ayşe C. YAYLA
30.03.2008
Resimler
1 yorum

 

Sitemizde yazılar sayfalara ayrılmıştır, şu anda sadece 5 yazı görebiliyorsunuz. Diğer yazıları görmek için sonraki sayfaya tıklayın:

Sonraki sayfa>>

1 2 3 4

Sitemizi şu ana kadar 9270 kişi ziyaret etti

UBlog 1.2 - 2007